İlk Kez Gidecekler İçin 12 Adımda ‘Paris 101’

İlk Kez Gidecekler İçin 12 Adımda ‘Paris 101’




Paris… Dünyanın en romantik şehri damgasını yiye yiye klişe gibi gösterilmeye çalışılsa da, her gidenin Paris’e soğuk ve anlamsız, Parizyenlere de snob ve ukala etiketleri yapıştırması moda olsa da, Paris her zaman dünyanın en ilgi çekici, en sarhoş edici, en heyecan verici şehirlerinden biri olmaya devam edecek. Bu Paris güzellemesi ile turistliğimizin hakkını vererek ilk kez gidecekler için ‘Paris 101’e başlayabiliriz.

1. Uçaktan indin pasaport kontrolünden geçtin, ya Charles de Gaulle’de ya da Orly’desin.

Şöyle bir havayı kokla. Paris’tesin. Dünyanın hiçbir yerine benzemeyen çağımızın ilk kültür ve sanat merkezi sana hoşgeldin diyor. Aslında demiyor. Paris sana hiçbir zaman kollarını açmayacak. Onu başka şehirlerle karşılaştırma. Paris’in merkezi şurasıdır mutlaka orada kalmalısın diyemiyoruz zira her yeri ayrı güzeldir, ve sen nereyi seçersen merkezi odur. Ulaşım da neredeyse her sokak başı ve sonunda bulunan metrolarla çok kolay olduğundan nerede istersen orada kalabilirsin. Yeter ki kodu Paris’in merkezi kodu olan 75’le başlasın. Seni şehir merkezine getiren otobüsten ya da metrodan indiğinde (bizim tavsiyemiz metro kullanman ve hatta kaç gün kalacaksanız o kadar günlük ‘pass’lerden alman) ve adımını güzel caddelerine attığında Paris, seni süzerek şöyle bir bakacak ve kafasını çevirecek. Kocaman bulvarlarını, gri çatılarını, güzel binalarını, sıra sıra kafelerini ya seveceksin ya da nefret edeceksin. Neyse… Charles de Gaulle’den metroyla geldiğini eşyalarını oteline ya da evine bıraktığını varsayarak hemen kendimizi bu muhteşem şehrin nice sanatçıların arşınlayarak aşındırdığı muhteşem sokaklarına atıyoruz.

2. Dedik ya; Paris’in merkezi sensin…

Paris’in bir merkez istasyonu, bir merkezi var demek çok zor. Yaptığın araştırmalara göre tuttuğun otel ya da evin yeri, merkezini senin belirlemene yardımcı olacak. Seine Nehri’nin güneyinde mi kuzeyinde mi kalacağına karar vermelisin önce. Güneyde Eiffel Kulesi, Saint Germain des Pres, Saint Michel ve Montparnasse bulunurken kuzeyde ünlü Champs-Elysees Caddesi, Louvre Müzesi, Sacre Coueur Kilisesi’nin yer aldığı Montmartre Tepesi gibi simge bölge ve yapılar bulunur. Seçim senindir gezgin!

3. Paris için hac mekanı: Champs-Elysees

Merkezin neresi olursa olsun Paris’e gelen her turistin “ay çok turistik” aşağılamalarına aldırmadan uyması gereken bir güzergah vardır. Biz de bu güzergaha turistin hac mekanı, tüm ulusların buluşma noktası, Japonya’nın Fransa şubesi, ünlü mağazaların dizi dizi dizildiği Champs Elysees’den başlıyoruz elbette. Seine Nehri’nin hemen kuzeyinde Concorde Meydanı ile başlayan bu uzun ve geniş cadde yine Paris’in simge yapılarından Arc de Triomphe de l’Etoile ile biter. Yapımı 1836 yılında biten bu neoklasik zafer takı Napolyon’un muzaffer ordularının onuruna yapılmıştır. Cephelerinde o dönem Fransız Ordusu’nun kazandığı savaşlardan birçok sahne tasvir edilmiştir. Gezmeye Champs-Elysees’nin en kuzey ucundan Arc de Triomphe’den başladık madem Concorde Meydanı’na doğru yürümeye devam edelim.

4. Tabii ki Paris’in kafelerinde oturacağız…

Turist olup da Paris’te bulunuyorsan Champs-Elysees’deki kafelerden birine oturmaktan çekinmeyeceksin. Kazıklanmaksa kazıklanmak… İkinci gelişinde yapmamak için ilk gelişinde otur o kafelerde. Sen Paris’te bir turistsin. İkişer sandalyeli o minicik masalarda yaptığın alışverişlerin birikintisi poşetlerinle sığışmaya çalışarak oturup caddeden gelene geçene bakmadan Paris’te turistlik olmaz. Kıy parana, iç kahveni ve sığ o minik masaya.

5. Sırada Concorde Meydanı var.

Kahvemizi içtik, garsonların o hep anlatılagelen burnu havada tavrıyla karşılandıktan ve uğurlandıktan sonra mağazalara baka baka, bazılarına gire çıka Seine Nehri’ne doğru yürüyoruz. Cadde uzun mu uzun, geniş mi geniş, kalabalık mı kalabalık. En ucuna, Concorde Meydanı’na varıyoruz. Ortasında Luksor Dikilitaşı’nın bulunduğu, aralarında Marie Antoinette’in de bulunduğu nice ünlü ismin idamına sahne olmuş, Fransa’nın bu en geniş ikinci meydanında, turistlere yakışır şekilde “yahu adamlarda meydan kültürü var, bizde hep daracık sokaklar” diye klişe serzenişlerle sola, Tuileries Bahçeleri’ne dönüyoruz. Bu güzel bahçelerin sonunda bizi Louvre Müzesi bekliyor olacak.

6. Louvre Müzesi

Eskiden kraliyet sarayı olan, devrimden sonra ise Fransa’da açılan ilk ve dünyanın en önemli koleksiyonlarına sahip müzelerinden biri olan Louvre Müzesi’nde, teşhirde olan her eserin önünde 1 dakika durursanız müzeyi gezmeyi bir yılda bitirirsiniz rivayetini duymuşsunuzdur. İşte şimdi ‘Paris 101’ gezimizi yapmakta olduğumuzdan her eserin önünde 1 dakika durmayacağız. U biçimli binanın avlusunda Çinli – Amerikalı mimar I. M. Pei tarafından tasarlanmış ve inşası 1989 yılında bitirilmiş, seni kolaylık olsun diye yapının ortasına indiren piramitten müzeye girdin. Şimdi tek yapman gereken bu u şekilli yapıyı hangi koldan gezeceğine karar vermek. Veremedin mi? Önemli değil. Buraya Louvre’u yenmeye gelmedin zira Louvre senden büyük. 35.000 esere bağrını açmış bu müzeye teslim ol, bir turist gibi sağ koldan başla. Artık ne kadar gezebilirsen. Çıkışı da kaybolmadan buldun mu ‘mission completed’ varsayılabilir.

7. Rivoli’den salına salına…

Champs-Elysees’yi, Concorde’u Tuileries’i geçtin, Louvre’dan çıktın, artık kendini Paris’in en havalı sokaklarından Rivoli’ye bırakabilirsin. Cadde uzasın, sen de sağına soluna, Seine nehrine, nehrin ortasındaki küçük adalardan Ile de la Cite’de bulunan Notre Dame de Paris’e bakın. Belki içinden Attila İlhan’ın ‘Başka Yerde Olmak’ şiirinden şu dizeleri mırıldanıverirsin; “Uzaktan Notre Dame’ın çığlıklarını duyuyordum, kalbim köpürmüştü anlıyordum…” Artık Paris’e gitgide ayak uyduruyorsun turist kardeşim, yolundan dönme Notre Dame seni bekliyor.

8. İşte karşınızda Notre Dame Katedrali.

Notre Dame Katedrali cephesinin güzelliği ve önündeki kuyrukla insanı anında büyülemeyi başarıyor. “O kapıları nasıl yapmışlar öyle, o balkon gibi şeyin üzerindeki yaratıklar ne ola ki, ya abi adamlar kaç yılında ne yapmışlar” geyiklerinin hepsini yap, tek tek yap. Zira o uzun kuyruğun ucuna geldiğinde sana soracaklar “yukarı da çıkacak mısın?” diye, turist olduğun için “evet” diyeceksin ve o daracık minicik merdivenleri 96 metre boyunca kıvrıla kıvrıla çıkarken yine düşüneceksin, “adamlar ne yapmışlar!”

9. Güneye doğru…

Notre Dame’ın en üstünden gördüğün muhteşem Paris manzarası seni büyülediyse ve şehrin ne kadar düzenli kurulduğundan da dem vurduysan, turunun sonlarına yaklaştın demektir. İyi iş çıkardın şimdiden tebrikler. Yorgun argın ama mutlusun. Artık Paris’in güneyine geçme, Saint Germain des Pres’de ve Saint Michel’de 20. yüzyılın başında dünya sanatının nabzının attığı bu sokaklarda gezmeye hazırsın. Picasso’lar, Dali’ler kimler kimler geçti bu caddelerden, hatta ne Fikret Mualla’lar ne Abidin Dino’lar diyerek kendini de içeriden biri gibi hissedebilirsin.

10. Sadece Paris’in değil Fransa’nın sembolü.

Paris gezmekle bitmez, anlatmakla tükenmez elbet. Saint Germain’den çıkıp haritaya ihtiyaç duymaksızın, kararan havayla ışıklarını izleye izleye Eiffel Kulesi’ni bulursun. Fransızlar sevmez derler ama sen boşver onları. Böyle masal gibi, şiir gibi bir şeydir Eiffel’le karşılaşmak. Yeryüzüne yıldız inmiş gibidir. Ve sen elbette bir yıldızın önündeki sıradan korkmayacak bekleyecek Eiffel’in çıkılabilecek en üst noktasına çıkacaksın.1889 Dünya Fuarı’nın giriş kapısı olarak Gustav Eiffel tarafından tasarlanmış yaklaşık 325 metrelik bu demir kulenin yapımı süren 2 yıl içinde inşaatında kimsenin hayatını kaybetmemiş olmasına ve toplamda 200 milyonun üzerinde turistin ta en tepesine çıkmasına şaşırıp, o en tepeye çıktığında gördüğün ışıkları yanmış Paris’in güzelliğine şapkanı çıkaracak ve mutlu mesut aşağıya ineceksin.

11. Artık sona doğru geliyoruz…

Sanki hep bir yerlerin tepesine çıkıyormuş gibi hissetmeye başladıysan eğer Seine’in bu güney ucundan kuzey tepesine, tüm turistlere ressamlar tepesi diye anlatılan Montmartre’a gidin. Portrenizi yapmak için yolunuzu kesecek türlü ressamlar olacak. Bize kalırsa paranı harcayacak daha iyi bir yer bulman mümkün ama yine de seçim senin. Portreni yaptırmıyorsan eğer seni tepedeki Sacre Coeur Bazilikası’na alalım. İnşaatı 1914’te biten bazilikanın inşaa maliyetini tamamen Fransız halkı üstlenmiştir ve yılda senin gibi yaklaşık 10 milyon turisti ağırlamaktadır. Vardığınız yer işte bu denli önemli bir yer. Aynı zamanda Hıristiyanlar için bir hac mekanı bu bembeyaz bazilika akşam olduğunda nasıl güzel parlar göreceksin.

12. ‘Paris 101’ için son duraktayız.

Son durağa varmak üzeresin. Eminiz güzellikten sarhoş, yorgunluktan ölmek üzeresin. Olsun, şimdi kendinizi Montmartre Tepesi’nden aşağı bırakırken, Moulin Rouge’a doğru devam ediyoruz. Kırmızı Değirmen! Filmini de izlediniz değil mi? 1915’te yanan bu Fransız pavyonu, girişinde adını veren kırmızı değirmen ile tanınır. Buradan Henri de Toulouse-Lautrec gibi ne ressamlar geçmiş, ne sahneler resmedilmiştir. Paris gezinizin sonunda eve yanınızda götüreceğiniz şeylerin başında bu resimlerin ve afişlerin minik minik versiyonları olacaktır, olmalıdır. Eskinin batakhanesi olarak adlandırabileceğimiz Moulin Rouge’da bugün bir akşam geçirmenin haylice tuzlu olduğunu belirtelim. Önünde bir fotoğraf çektirip ayrılırsanız 101 dersini bitirmiş olursun. Paris için advanced’e geçmek öyle ha deyince olacak şey değil ama niyet önemli. Önce ‘Paris 102’ daha sonra da ‘Paris advanced’ içeriklerinde görüşmek üzere.

, İlk Kez Gidecekler İçin 12 Adımda ‘Paris 101’ esekadam.com farkıyla sizlerle.

İşte Aradığınız Konu  Çizimleri Canlandıran Resimli Kitap
Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

Etiketler: , , , ,
Bugün Eklendi: 24 Mart 2016

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın


Araç çubuğuna atla